yıldız kayması

YILDIZ KAYMASI

-Bak, bak! Yıldız kayıyor gördün mü?

Dedi kayanın üzerinde oturan küçük kızlardan biri,  arkadaşının kolundan tutup çocuksu bir heyecanla sarstı ileri geri. Ona eşlik eden kız gecenin boşluğunda sallanan ayaklarını izlemeyi bıraktı, merakla kafasını kaldırsa da göremedi yıldız kaymasını.

-Ya niye erken haber etmiyon Gülsüm, emme bir dahakine yakalıycam bak görürsün.

Yarım örtüp arkadan bağladığı, eskimiş çiçekli yemenisini tutarken gökyüzüne baktı. Işıksız, lambasız köylerinden gökyüzüne bakınca sayısız yıldız parlasa da bu zamana kadar hiç kayan bir yıldız görmem­­işti. Her zaman yanındakiler ona yıldızın kaydığını haber etmişti, o kafasını kaldırıp bakana kadar yıldız çoktan kayıp gitmişti.

-E ben nidiyim canım şansına küs. Sonrakine yakalarsın, bakarsan doğru dürüst.

Gülsüm arkadaşını teselli etmek ister gibi elini omzuna koydu. Her akşam büyük kayanın üzerinde oturur, hayal kurarlardı. Evleri tepenin üzerinden tarlalara bakardı. Tepenin ucunda kara bir kaya otururdu. Yerinden kıpırdamaz manzarayı seyre dururdu. Onların hayallerini yalnız bu kaya anlardı. Daha on dört yaşında olmalarına rağmen büyük hayalleri vardı. Gülsüm öğretmen olmak isterken Rima doktorluk diye tutturdu. Bu güzel hayaller yaşadıkları yeri bile unutturdu.

-Rima gel buraya yine mi ordasın? Kaç yaşına geldin gayrı sen uslanmazsın.

Annesinin sinirli sesiyle daldıkları düşlerden çıktılar. Yarın aynı saatte buluşmak için anlaştılar. Rima, evdeki misafirlerden hiç hoşlanmadı. Neden gülüştüklerini de anlamadı.  Döndüler evlerine dışarıda bırakıp yıldızları. Sürükledi mecburiyet gerçekliğe bu kızları.

Annesi mutfakta kahveleri pişirirken Rima kapı pervazından içeriyi gözetliyordu. Bu insanlar neden bu saate kadar onlarda oturuyordu?

-Al bunları içeri götür, sakın dökeyim deme baban seni öldürür.

Annesi bırakıp giderken tepsiyi eline tutuşturdu. Rima elinde kahveler ile girdi salona sakin olmaya çalışarak, herkes ona bakıyordu titriyordu el ve ayak. Yutkunarak öğretildiği gibi önce büyükten başladı dağıtmaya. Yaşları sıraya koymaya çalıştı kafasında, sonra kaldı babasıyla Halil denen adam arasında.

Kaçıp gitmek istiyordu. Bir şeyler oluyordu, anlamasa da seziyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde çıkmadı hiç mutfaktan. Kaçıyordu aklına gelen düşüncelerin kıskacından. Misafirler gittiğinde babası onu yanına çağırdı. Ortamdaki hava canını acıtacak kadar ağırdı.

-Artık büyüdün serpildin, bu kadar çocukluk fazla. Evlenirsen ferahlarız eksilen bir boğazla. Hazırlan Halil’in karısı olacaksın. Sakın okul diye tutturma, sanki hoca mı olacaksın?

Dünya başına yıkıldı Rima’nın. Hiç kıymeti yok muydu hayallerinin, canının? Başı döndü, gözü karardı ilk. “A-ama baba ben…” diyecek oldu önce, lafı yarıda kesildi yanağına inen tokadı hissedince.

-Sen kimsin de sözümün üstüne söz söylüyorsun? Evleneceksin dedim o kadar. Hem adamın onca malı var, seni bir elin yağda bir elin balda yaşatırlar.

Annesine döndü çaresizce, bekliyordu itiraz eden bir hece. Orada da umduğunu bulamadı. Yalvardı, yakardı bir insan evladına bunu yapamazdı. Hem Halil denen adam babası yaşındaydı, Rima daha hayallerinin başındaydı.

İlk iş okuldan alındı küçük kız, müdür sorgulamadı az biraz. Alışmıştı bu duruma, edemezdi itiraz. Sonraki günler sis perdesinin arkasında gibi geçti, birileri kendisine gelinlik seçti. Kadınlar doluştu evlerine, kahkahalar attılar. Tüm bu neşeyle ruhunda depremler yarattılar. Gülsüm de arkadaşı gibi sessizce ağlıyordu. Olanların gerçekliği ruhlarını yoruyordu.

Düğün günü geldiğinde bedeni sıtmaya tutulmuş gibi titredi, gelinliği giydirenler dehşetini fark etmedi. Midesi bulandı, başı döndü kapıldığı korkudan, uyanmak istiyordu kâbuslarla dolu bu uykudan. Kalabalığın karşısında masaya oturtuldu yanında Halil denen adam. Akşam oluyor insanlar eğlenceyi kesmiyordu. Davulun tokmağı o boğucu sesi çıkardığında yüreği yerinden kalkıyordu. Boğazı düğümlenip içi kederle dolunca bıraktı bir damla yaşı kınalı ellerine eğdiği ela gözlerinden. Sürdükleri kara boya da gözyaşlarıyla beraber güzel yüzünden akıyordu. O düğün yerinde kimse sessiz çığlıklarını duymuyordu. Düğüm düğümdü yüreği, soluktu artık hayalleri. Kaldırdı kafasını gökyüzüne bir umut arar gibi.

Sonra birden yitirdi her şey önemini kalabalıklar arasından. Takıldı benliği kayan yıldıza al yazmasının arkasından. Gözleri kilitlendi o güzel yıldıza. Bunca ses ve kalabalığın arasında, sadece o yıldızı görüyordu gözleri. Sanki onu çağırıyordu yanına. Bir gülümseme belirdi dudağında ve dondu gözleri yıldızın sonsuzluğunda. Bıraktı kendini kayan bir yıldız olmanın hayaliyle karanlığın kollarına.

1999 yılında Çorum'da doğdu ve Ankara ile hayat yolculuğuna devam etti. Şu an Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde lisans eğitimi alıyor. Faydalı işler yapıp iyi bir insan olmaya çabalıyor.
Yazı oluşturuldu 4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön